Tuesday, July 29, 2014

Latin Amerika Notları III - Me duele, Palestina!

BirGün Pazar
27 Temmuz 2014

-->
Gazze’nin kim bilir kaçıncı kez ateş altında kalması karşısında en yüksek ses, yine bölgedeki komşularından değil, dünyanın ta öbür ucundan geldi.

Bir çoğu sosyalist hükümetler tarafından idare edilen Latin Amerika ülkeleri, İsrail yönetiminin saldırgan politikalarını kınayan sert açıklamalar yaptılar. Arjantin hükümetinin yaptığı resmi açıklamada İsrail’in uluslararası camianın çağrısına kulak vermeyerek şiddeti tırmandırdığı söylenirken, Brezilya’nınkinde silahsız sivillerin ve çocukların öldürülmesinin kabul edilemez olduğu belirtiliyordu. 2009 senesinde yine Gazze’ye yaptığı bir saldırı yüzünden İsrail ile diplomatik ilişkilerini sınırlayan Bolivya’nın açıklamasında “insanlık suçu” ve “soykırım” ifadeleri geçiyordu. Venezuela’yı zaten biliyorsunuz, köprüleri olduğu gibi attı. Bu kıtadaki ülkeler arasında en fazla Filistinli nüfusuna sahip olduğu söylenen Şili ise, İsrail ile ticari ilişkilerine son verdiğini ve büyükelçisini Tel Aviv’den geri çekmeyi düşündüğünü açıkladı.

Uruguay’dan da geçen hafta benzeri bir resmi açıklama geldi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırısını lanetleyen Uruguay yönetimi, kullanılan askeri gücün İsrail’e yönelik tehditle karşılaştırıldığında “orantısız” olduğunu ve bu saldırıların “onlarca sivil vatandaşın” ölümü ve yaralanması ile sonuçlandığını söylüyordu. Diğerlerinin çoğu gibi, bu resmi açıklama da bir an evvel bir ateşkese gidilmesini ve meselenin barışçıl bir şekilde çözümlenmesini talep eden bir çağrı ile bitiyordu.

Uruguay’da sadece hükümet düzeyinde değil sokakta da Gazze ile ilgili bir hareketlilik var. Bu meselenin günlük hayatın içinde yeri olduğunu anlamak zor değil. Kiminle konuşsak, bize ilk önce Türkiye’nin Gazze meselesine verdiği tepkiyi soruyor. Bayrakları yarıya indirdik, diyoruz biz de. Ne diyelim? Türkiye’de eylem yaptığını zannedenler, tuvalete Coca-Cola döker, Akdeniz Heykeli’ni parçalar ve Musevi vatandaşları taciz ederken, bölgeden bu kadar uzakta böyle bir duyarlılıkla karşılaşmak şaşırtıcı aslında. Orta Doğu sorununu salim kafayla konuşabilmek için, illa ki dünyanın öbür ucuna mı gitmek gerekiyor diye düşünmeden edemiyor insan.

Filistin meselesi burada da hassas bir konu gerçi. Uruguay’ın geniş bir Yahudi nüfusu var. Bu konuyu konuşurken her zaman dikkatli davranıyorlar. İsrail hükümetini eleştirirken, bunun bütün Musevilere ve hatta İsrail halkına dair bir konu olarak algılanmaması için azami özen gösteriyorlar. Eleştirileri her zaman İsrail’in politikalarına yönelik. Aslına bakarsanız, beni en çok etkileyen şey, siyasi açıdan bu kadar karmaşık bir meseleyi, onu genellikle bir çıkmaza doğru sürükleyen dini ve ırksal referanslarından soyutlayarak, insani bir sorun olarak dile getirmeyi başarabiliyor olmaları oldu. Konuşabildiğim Uruguaylıların söylediklerinden edindiğim izlenim şu ana kadar böyle.

Ama ne olursa olsun, burada Gazze ile dayanışmanın varlığı hemen fark ediliyor. Montevideo’da sokaklarda boyunlarına kefiye takmış dolaşan gençler görüyorum. Üniversitenin Sosyal Bilimler binasında Filistin ile ilgili pankartlar var. Gazze’ye saldırılar başladığından bu yana, burada irili ufaklı bir çok gösteri yürüyüşü düzenlendi. Bunlardan biri, birkaç gün önce Uruguay’ın en büyük üniversitesi olan Universidad de la Republica’dan yürüyüşe geçip İsrail Elçiliği’ne giden ve “Bu bir savaş değil soykırımdır” sloganı ile Gazze’de silahsız sivil halkın katledilmesini kınayan kalabalık bir gruptu.

Rebelarte! (Diren!) hareketinin düzenlediği bu eylemde, çoğu öğrencilerden oluşan göstericiler, Filistin halkına destek veren pankartlar taşıdılar. Fotoğraflardan görebildiğim kadarıyla, dünya kamuoyunu İsrail’i boykot etmeye çağıran ve sivillerin öldürülmesini kınayan dövizler çoğunluktaydı. Ama Filistin ile dayanışma içinde olduklarını gösterenler daha fazla aklımda kaldı. Bunların arasında, “Hepimiz Filistinliyiz!” “Seni duyuyorum, Gazze!” gibi dövizlerin yanı sıra, soykırımdan sağ kurtulanlar arasında olan İsrailli bilim adamı ve insan hakları savunucusu Israel Şahak’ın sözlerinin yazılı olduğu pankart da vardı: “Naziler bana Yahudi olmaktan korkmayı öğretmişti, İsrail ise bundan utanmayı öğretiyor.”

Gösteriden sonra buralı bir arkadaşımla konuşma fırsatım oldu. “Dünyanın öbür ucundasınız. Bu duygudaşlık nereden geliyor?” diye sordum ona. “Yoksuluz ve zayıfız. Yoksulun ve zayıfın halinden anlarız,” diye cevap verdi. “Bir de genç bir kıtayız biz” diye ekledi “Genç olduğumuz için umutluyuz. Dünyanın değişebileceğine, yanlışların bir gün düzeleceğine inanıyoruz.” Bir başka arkadaşım da Gazze’nin bir insanlık meselesi olarak Uruguay’da geçmişi olduğunu anlattı. “Uruguay her zaman Filistin’nin sesini duymuştur,” dedi, “Ama bu mesafeden ne kadar etkimiz oluyor, orası şüpheli!”



Bizden daha çok etkileri oluyordur herhalde. Uruguay’dan dünyanın geri kalanına bakınca insan elinde olmadan böyle düşünüyor. Burası elbette cennet değil. Kendi dertleri, büyük meseleleri var. Uyuşturucudan tutun da yolsuzluğa kadar bin çeşit sorunla uğraşıyorlar. Yoksulluk bunların en önemlisi ve can yakıcı olanı. Ama adaletsizlik burada hala bir yankı buluyor. Çünkü bir mücadele geleneğinden geliyorlar. Hiçbir şey kolay kazanılmamış belli ki. Bunun böyle olduğu da asla unutulmuyor.

İşte onun için, dünyanın bir ucundaki bu küçücük ülkede, insanlar Gazze için sokağa dökülebiliyor. Şallara sarınmış bir kadın, soğuk bir kış gecesinde üzerinde “Aldırışsız değilim. Acını hissediyorum, Filistin!” yazan pankartla sokağa çıkıp saatlerce yürüyebiliyor.


“Buralardan bir faydamız oluyor mudur acaba?” diye soran arkadaşıma anlatmayı unuttum. Ama size söyleyeyim bari: Mesafenin fiziksel olanından değil duygusal olanından korkmak lazım. Onlar aldırışsız değiliz diyorlar. Peki ya biz? Ölüme ve acıya karşı kayıtsızlığımızın çaresi var mı?

Haftaya daha güzel şeylerden konuşacağımızı umalım. Hepinize iyi pazarlar dilerim.

No comments: